Rainlaps · kurucudan
Kurucunun sözleri
Önemli olan niyettir. İçeriğimizi de bu niyete göre şekillendirme gayemiz var.
Şirket dilinden çıkıyorum
Bu kısımda şirket dilinden çıkacağım; öz cümlelerimle niyetimi, fikrimi, zihniyetimi örnekler üzerinden anlatmaya çalışacağım.
Yakın geçmişten bir örnek
Derdim RAM değil. Derdim şu: paran var, ne istediğini biliyorsun, istediğin şey bir yerlerde duruyor — ama ona ulaşamıyorsun. Bu memlekette herkesin bildiği dert budur: aradığına ulaşamamak. Ne demek istediğimi küçük ama yaşanmış bir örnekle anlatayım.
Rainlaps'ın kodlama aşaması sürerken iş mobil uygulamaya gelince bilgisayarımın RAM'i yetersiz kaldı. Parasını verip bir 16 GB RAM daha alıp boş yuvaya takmak istedim. Tek niyetim, ücretini ödeyip bana sunulan sayfadaki ürünü almaktı. Çok sayıda alışveriş sitesi var; birinden sipariş ettim. Gelen RAM, görseldeki kodlara sahip, tam uyumlu bir RAM değildi. İnternette arattığımda çok daha ucuz bir model olduğunu gördüm; CL gecikme değerleri farklıydı. Bilmeyen biri araştırmadan taksa bir süre çalışır, bazı durumlarda mavi ekran verir. Ben bildiğim için iade ettim. Parasını alıp başka bir pazaryerinden aynı kodu — Crucial CT16G56C46S5 — tekrar sipariş ettim; aynısı olmazsa sistem kararlı çalışmaz. Velhasıl, oradan da yanlış ürün geldi.
Bu arada, geçici olmasını umduğum bir sakatlık evresindeyim: dört aydır yürüyemiyorum. Walker yardımıyla, merdiven çıkamadan, kısıtlı bir hareketim var. Kargocuya gidip ürünü kendim iade edemiyorum; birine rica edip öyle gönderiyorum. Ürünün fiyatı 12 bin lira civarı. Aynı RAM'i iki farklı mağazadan sipariş ettim; ikisinde de yanlış ürün gönderildi. Üçüncüde, bir satıcıyla telefonda bizzat görüşüp şu an kullandığım RAM'i Uşak'tan getirttim. Tek amacım parasını verip doğru ürünü almaktı; bunun için yaklaşık bir ay uğraştım.
Kasıt olduğuna dair kanıtım yok; sehven de olabilir. Ama şu soruyu sormadan edemiyorum: insanların çoğu bu kodları araştırmaz. Bir satıcı, “ben ucuzunu göndereyim; yüz satıştan doksanı iade gelse bile on kişi fark etmezse kâr bende kalır” zihniyetinde olabilir mi? İhtimalimiz var mı? Var. “Yanlışsa iade et” modeli kâğıt üstünde tertemiz. Peki iade edince kaybımız gerçekten telafi oluyor mu? O yanlışın bedeli sadece ücretsiz kargo mu? Suçu olmayan, parasını peşin ödemiş insanın çalınan vakti kimin hanesine yazılıyor?
Model şöyle olsa daha güzel olmaz mıydı: Yanlış ürün mü gönderdin? Müşterinin gönlünü al. Hediye et, makul bir masrafla o insanı mutlu et, hatanı telafi etmeye çalış. Bunu da yapmıyorsan sistemden çık. Bu model olsaydı, eminim satıcılar sehven hatalara daha çok dikkat eder, ürünü kargolamadan önce kodlara bir kez daha bakardı. Ben bir şey satın almadan önce milyon tane yorum okuyup, yorumları analiz edip 85 satıcı profili gezmek istemiyorum. Dürüst olmayan satıcılar sistemden atılsaydı, benim bu araştırmayı yapmama gerek kalır mıydı? Ben bir e-ticaret sitesi kursaydım, bu tarz uyumsuzluklarda müşterinin zararının tazmin edilmesini isterdim; yapmayanı, bana para kazandırsa dahi sistemden atardım. Benim nezdimde güzel yol bu.
Rafta duran döviz
En basitinden, kendimden bir örnek vereyim. Bilgisayarla çok vakit geçirdiğimden mouse, klavye gibi ekipmanları deneme şansım olmadan alıyorum. Sevmediğimi bir köşeye koyuyorum. Bin liralık bir mouse için kategori seçip, fotoğraf çekip, telefon numaramı yazıp ilan açmak; sonra da gece yarısı tanımadığım numaralar tarafından aranmak istemiyorum. Satsam ne olur, satmasam ne olur — ama “biri olsa da hediye etsem” dediğim çok eşyam var. Cama çıkıp bağırarak uygun kişiyi bulmam mümkün değil.
Bu, sandığınızdan önemli bir konu. Çünkü bu ürünlerin hepsi ithal; dövizle alınıyor. Halbuki böyle bir sistemle, isteyen, kullanmadığı cihazını tek bir cümleyle duyursa — kategorisiz, ilansız, numarasız — ihtiyacı olan da gelip alsa... Damlaya damlaya göl olur. Bunun ülkeye de katkısı var: sahibini değiştiren eşyanın yenisi ithal edilmiyor.
İşin insan tarafı
Hayatımı birleştirmeyi düşündüğüm, birlikte mobilya baktığım bir insanın aslında hiç tanımadığım biri olduğunu çok geç öğrendim. Yaşadığım buhranı anlatmayacağım. Şunu söyleyeceğim: insanları tanımıyoruz ve her seferinde büyük bir kumar oynuyoruz. Kurmaya çalıştığım sistemde, en azından buluşmak istediğiniz kişinin yazdıklarını, hakkındaki değerlendirmeleri okuyabilirsiniz. Şikâyet olursa profili askıya alıp inceleme başlatabiliriz. Elimizdeki imkânlarla, teknolojiyle, güvenilir bir aile kurmayı amaçlıyorum.
Hem insanlara katkısı olsun, hem ülkeye katkısı olsun; teknolojinin zirve yaptığı şu çağda insanlar artık aradığını bulsun.
Bir öğretmen düşünelim
Anadolu'nun ücra bir köşesinde olsun; öğrencileri için kitap istesin. Bugün bunu nasıl yapabilir? Hangi ilanı girse? Girse bile kaç kişi “kitap isteyen var mı” diye ilan sayfalarını gezer? Bu öğretmen sesini ancak sosyal medyada fenomense, beş bin takipçisi varsa duyurabilir. Sorun Türkiye'de kitap olmaması değil; sorun insanlarda hiç değil. Türk milleti yüce bir millettir; yardımda bonkör bir millettir — bunu tüm tarihimizde görürsünüz. Sorun, o öğretmenin isteğini yeterli sayıda insanın bilmiyor oluşudur. O istek insanlara ulaşabilse, milletimiz o okulu kitaba boğar. Sorun gönderende, bağışlayanda değil; sorun ihtiyacı olanın sesini duyuramamasıdır.
İşte Rainlaps burada devreye girer. Yaz: “300 öğrencimin kitaba ihtiyacı var.” Bu cümle kimsenin kulağına gitmez; hiçbir panoda asılmaz, kimse oturup okumaz. Ama o ses, Rainlaps'ın sunucusunda baştan başa yankılanır: üye kim varsa, cümlen hepsinin karşılığıyla sessizce karşılaştırılır; fazla kitabı olan ve vermek isteyen kim varsa, sesi o duyar. Fenomen olmana gerek yok, takipçiye gerek yok — kim olursan ol.
İşte Rainlaps vizyonu budur: internet, bilgisayarları birbirine bağladı. Rainlaps, insanları birbirine bağlamak için tasarlandı.
Son söz
Benim açımdan devrimsel nitelikte bir proje. Ama bunu ben değil, insanların bu projeye teveccüh edip etmeyeceği belirleyecek. Çünkü bu sistemin doğası böyle: sunucuda kimse yoksa Rainlaps hiçbir işe yaramaz; boş sunucuda yankı olmaz. Ne kadar çok üye olursa sesler o kadar karşılık bulur — her yeni üye, başka birinin duyulma ihtimalidir. Benim projeyi değerli bulmam bir şey ifade etmiyor; “evet, gerçekten güzel, böyle bir şey lazımdı esasında” diyen insanlar varsa bu proje anlam kazanır. Niyetimiz temiz: yarar üretmek — en azından, virüs gibi yayılan yalancıların, dolandırıcıların, kötülüğün bir nebze önünü kesmek.
Ben, vatanını her türlü olumsuzluğa rağmen çok seven bir adamım. Çok da güzel insanlarımız var. O güzel insanlar uğruna, inanın, her şeye değer.
Mehmet Telli
Rainlaps kurucusu